1. 926 sayılı Kanunun 36. maddesinin 1. fıkrasının (d)
bendinde yer alan "...Cezaları ertelenmiş, seçenek yaptırımlardan
birisine çevrilmiş, haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına
karar verilmiş, genel veya özel af kanunları kapsamına girmiş,
yükümlülüklerine ilişkin kayıtları adli sicilden çıkarılmış olsalar
bile... Taksirli suçlar hariç olmak üzere yukarıdaki bentlerde
belirtilen suçların dışındaki suçlardan toplam olarak 21 gün ve daha fazla
hapis, oda hapsi veya hizmet yerini terk etmeme cezası ile mahkûm veya
cezalandırılmış olmaması gerekir" hükmü gerekçe gösterilerek daha
önce haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen ve 5 yıl
denetimli serbestlik uygulaması sonrası düşme kararı verilse dahi bu durumda
olan subay ve astsubaylara lisansüstü öğrenim kıdemi verilmemektedir. Ancak,
idarece yapılan bu uygulamanın hukuksuz olduğunu değerlendirmekteyiz.
2. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun;
a. 2. maddesinin f) bendinde; "Kovuşturma:
İddianamenin kabulüyle başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi ifade
eder" hükmüne,
b. 231. maddesinin;
(1) 5. fıkrasında; "Sanığa yüklenen suçtan dolayı
yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza iki yıl veya daha az süreli hapis
veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına
karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün
açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç
doğurmamasını ifade eder" hükmüne,
(2) 8. fıkrasında; "Hükmün açıklanmasının geri
bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine
tâbî tutulur. Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle
bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez"
hükmüne,
(3) 10. fıkrasında; "Denetim süresi içinde kasten
yeni bir suç islenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin
yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm
ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir" hükmüne,
(4) 11. fıkrasında; "Denetim süresi içinde kasten
yeni bir suç islemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin
yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme,
kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek;
cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da
koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya
seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü
kurabilir" hükmüne yer verilmiştir.
3. 5271 sayılı Kanunun yukarıda alıntısı yapılan hükümlerine
göre; sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmeden
önce sanığın sabit bulunan eylemine uygun bir ceza belirlenmekte ve mahkûmiyet
hükmü kurulmaktadır. Yine hükmün açıklanmasının geri bırakılması
kararı ile sanık hakkında kurulan bu mahkûmiyet hükmü, koşullu olarak sanık
hakkında hukukî bir sonuç doğurmamaktadır. Bu koşul ise; denetim
süresi içinde kasten yeni bir suçun islenmemesi ve yükümlülüklere uygun
davranılması halidir. Bu halde, hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü
olmayan kişi "hükümlü" sayılmamakta, ancak denetim süresince
"sanık" sıfatı devam etmektedir. Koşullar yerine getirildiği
takdirde ise mahkemece, geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın
düşmesine karar verilmektedir.
4. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14/07/2009 tarihli
ve E:2009/163, K:2009/202 sayılı kararında hükmün açıklanmasının geri
bırakılması müessesesi hakkında; "Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet
hükmünün hukukî bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu
sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri
bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun islenmemesi ve yükümlülüklere
uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu
davasının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 223. Maddesi uyarınca
düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki
cezaî nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini
oluşturmaktadır" nitelemesi yapılmıştır.
5. Anayasa Mahkemesi hükmün açıklanmasının geri bırakılması
kararlarına hukuki sonuç bağlanması ve idari işlemlerde sebep unsuru olarak
gösterilmesine ilişkin vermiş olduğu kararlarda, bu durumun masumiyet
karinesi temel hakkının ihlal edildiğine ilişkin karar vermiştir.
a. HAGB kararının suçluluğu tespit eden bir karar olarak
kabul edilmesinin basta masumiyet karinesi olmak üzere temel hakları ihlal
edebileceğine dikkat çekmiştir. (Ümmügülsüm Salgar [GK], B. No:
2016/12847, 21/10/2021, § 85)
b. Başvurucu hakkında tehdit ve kasten yaralama
suçlarından... HAGB'ye karar verilmiştir. Böylece denetim süresinin suç
islenmeden geçirilmesi hâlinde başvurucu hakkında açılan kamu davasının düşmesi
imkânı tanınmıştır. Denetim sürecinde başvurucunun suçluluğunun sabit
olmadığı ve masumiyetinin devam ettiği kuskusuzdur. (Enez Ersöz, B.
No:2018/19673, 31/3/2022, § 36)
c. Diğer bir ifadeyle hakkındaki ceza yargılamaları
kesin mahkûmiyet ile sonuçlanmamasına karsın başvurucu suçlu olarak kabul
edilmiş ve başvurucunun sözleşmesinin feshinin neden hukuka uygun olduğu olay
ve olgular temelinde ortaya konulmamıştır. Dolayısıyla kesin
mahkûmiyet kararı bulunmamasına rağmen başvurucuya cezai sorumluluk yükleyen
ifadelerin yer aldığı gerekçede kullanılan dilin başvurucunun masumiyetine
gölge düşürdüğü değerlendirilmektedir. (Mehmethan Kamburoğlu, B.
No: 2019/27554, 31/1/2024)
6. Söz konusu hüküm 22/1/2015 tarihli ve 6586 sayılı Kanunun
43 üncü maddesi ile daha önce yer alan “para cezasına çevrilmiş” ibaresi
“seçenek yaptırımlardan birisine çevrilmiş, haklarında hükmün açıklanmasının
geri bırakılmasına karar verilmiş” şeklinde değiştirilmiştir. Madde gerekçesi
ise, “yeni ceza kanununa uyum” amacı ile düzenleme yapıldığı belirtilmiştir.
Yine aynı kanunun aynı maddesi ile (6586 sayılı Kanunun 43 üncü maddesi) 926
sayılı Kanunun 36. Maddesinin 1. Fıkrasının (a) bendi, “Cezası ertelenen
veya seçenek yaptırımlara çevrilenler hariç olmak üzere subayların;
1. Şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûmiyetleri
hâlinde, infaz süresinden fazla olmamak üzere gözaltı, tutukluluk ve
hükümlülükte geçen süreleri,
2. Açığı gerektiren bir suçtan mahkûmiyet hâlinde açıkta
geçen süreleri,
3. Haklarında hükmün açıklanmasının geri
bırakılması veya buna bağlı düşme kararı verilse dâhi, firar
veya izin tecavüzünde bulundukları (…)[25] mahkeme kararı ile sabit
olanların firarda veya izin tecavüzünde geçen süreleri,
kıdemlerinden düşülür.
Bu işlem, firar, izin tecavüzü veya açıkta geçen süreler
bakımından hükmün veya kararın kesinleşmesini, şahsi hürriyeti bağlayıcı
cezalar bakımından, cezanın kısmen veya tamamen infazını müteakip son rütbeye
nasıp tarihinin düzeltilmesi suretiyle derhâl yapılır.” şeklinde
değiştirilmiştir. Açıkça görüleceği üzere Kanun Koyucu aynı maddenin farklı
bentlerinde düzenleme yaparken birisinde “hükmün açıklanmasının geri
bırakılması” ifadesi ile yetinirken, diğerinde “hükmün açıklanmasının
geri bırakılması veya buna bağlı düşme kararı verilse dâhi” ifadesine
yer vermiştir. Bu kapsamda, Kanun Koyucunun amacı da göz önünde
bulundurulduğunda mezkûr kanun hükmünün lafzı ve amaçsal yorumu da
lisansüstü kıdem verilmesini düzenleyen (d) bendinde, haklarında hükmün
açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesini müteakip 5 yıl denetimli
serbestlik süresinin dolmasıyla verilen düşme kararı alanları kapsamadığı,
sadece 5 yıllık süre içinde lisansüstü kıdem verilmemesi gerektiği, düşme
kararı sonrası değerlendirmeye alınarak lisansüstü kıdem verilmesi gerektiği,
Kanun Koyucunun (d) bendinde “düşme kararı verilse dahi” ifadesini bilinçli
olarak kullandığı izahtan varestedir.
7. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının bir
cezalandırma veya mahkûmiyet hükmü olmaması nedeniyle bu kararların idari
işlemlere konu edilemeyeceğine ilişkin emsal kararlar da mevcuttur.
Davacının yaklaşık 11 yıl önce ve henüz 18 yasında iken
gerçekleştirdiği fiiller sebebiyle görevli memura mukavemet suçundan 1 yıl
hapis cezası ile cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,
5 yıl süre ile denetimi tabi tutulmasına ve bu sürenin herhangi bir yasaklamada
bulunulmadan veya yükümlülük yüklenilmeden geçirilmesine karar verilmesinin,
söz konusu fiilin niteliği ve aradan geçen süre göz önüne alındığında hakkında
yapılan güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasına neden olduğundan söz
edilemeyeceği sonucuna varılmıştır. Bu duruma göre; davacının atamasının
yapılmamasına dair davaya konu işlemlerde hukuka uyarlık, davanın reddi yolunda
verilen İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır.
(Danıştay 12. D., E. 2015/2238, K. 2015/4853, T.
17.09.2015)
Uyuşmazlık bu açıdan değerlendirildiğinde; davacı
hakkında mahkûmiyet kararını veren Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan
inceleme ve değerlendirmede; davacının durumunun Ceza Muhakemesi Kanunu’nun
231. maddesi kapsamında olduğu ve bu maddede aranılan koşulların gerçekleşmiş
olduğu sonucuna ulaşılarak sanık hakkındaki hükmün açıklanmasının geri
bırakılmasına hükmedilmesi karsısında, hükmün sanık hakkında hukuki sonuç
doğurmayacağının da anılan maddede açıkça belirtilmiş olması nedeniyle
davacının memuriyetine engel bir mahkûmiyet hükmünün bulunduğundan söz etme
olanağı kalmamıştır. Devlet memurlarının 657 sayılı Kanun’un 98/b maddesi
uyarınca görevlerine son verilmesi işleminin sebep unsurunu 48. maddede sayılan
ve memuriyete engel kabul edilen bir suçtan mahkûmiyet ve bu mahkûmiyete
ilişkin kesinleşmiş bir mahkeme kararı oluşturmaktadır. Her ne kadar dava
konusu işlemin tesis edildiği tarih itibariyle, bahsedilen hükmün
açıklanmasının geri bırakılmasına dair hüküm tesis edilmemiş ve işlemin tesis
edildiği aşamada bu anlamda bir hukuka aykırılık bulunmamakta ise de; ceza
kanunu yönünden lehe olan hükmün uygulanması kapsamında verilen yeni kararla
birlikte ortaya çıkan ve yukarıda özetlenen yeni hukuki durum karsısında, dava
konusu işlemin dayanağının hukuken ortadan kalktığı ve işlemin sebep unsuru
yönünden hukuka aykırı hale geldiği sonucuna varılmıstır. Bu durumda davacının
memuriyetine engel olacak nitelikte bir suçtan mahkûm olduğundan söz
edilemeyeceğinden, dava konusu göreve son işleminin iptali istemiyle açılan
davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında bu aşamada ve bu
nedenle hukuki isabet görülmemiştir.
(Danıstay 12. D., E. 2007/2534, K. 2008/4502, T.
09.07.2008)
Polis Akademisi Başkanlığı Kayseri Polis Meslek Eğitim
Merkezi öğrencisi olan davacı hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması
nedeniyle okulla ilişiğinin kesildiği davada Danıstay 8. Dairesi: “Ankara 7.
İdare Mahkemesi’nce verilen 17.11.2017 tarih ve E. 2017/1016, K. 2017/3323
sayılı kararda; davacı hakkında, yapılan yargılama sonucunda hükmün
açıklanmasının geri bırakılması karar verildiği ve bu kararın kesinleştiği,
işlem tarihinde denetim süresi içerisinde olunduğu hususları tartışmasız olup cezanın
kamu haklarını kullanmaktan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun
bırakılmasına ilişkin kısmı bakımından da hükmün açıklanmasının geri
bırakılması kararı verildiği, aksi düşüncenin, denetim süresi içinde sanığın
cezalandırılması sonucunu doğuracağı anlaşıldığından, aktarılan mevzuat
hükümlerine göre, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kaydı bulunan
davacının kamu haklarından yoksun bırakıldığından bahisle ilişiğinin kesilerek
dosyasının işlemden kaldırılmasına yönelik dava konusu işlemlerde hukuka
uyarlık bulunmadığı” için onama kararı vermiştir.
(Danıstay 8. D., E. 2018/2894, K. 2019/7331, T.
13.09.2019)
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kamu davasının
neticesinde verilecek hükmün açıklanmasının belirli şartlarla ve süreyle
ertelenmesini, yani hükmün bir süre şarta bağlı olarak askıda kalıp, CMK’nın
231/5 maddesinde de belirtildiği gibi kurulan hükmün sanık hakkında belirtilen
sürede konulan yükümlülüklere uymak şartıyla bir hukuki sonuç doğurmamasını
ifade etmektedir. Söz konusu kurumda beş yıllık bir deneme/denetim süresi
bulunmakta olup, bu sürenin öngörülen şartlara uygun olarak geçirilmesi halinde;
hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise, açıklanması geri
bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilmektedir.
…CMK’nın 231/5 inci maddesindeki “Hükmün açıklanmasının geri bırakılması,
kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade eder.” hükmü
gereğince, ilgili Yasada yapılan değişiklikle hukuk nazarında esasen sonuç
doğurmayan mahkûmiyetin, hüküm ve sonuçlarını devam ettiriyormuş ve
hayatiyetini koruyormuşçasına bir idari işleme esas alınarak, davacının yedek
subay aday adayı olarak alınan askerlik kararının er olarak tadil edilmesi
işleminin hukuka aykırı olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.
(AYİM 2. D., E. 2008/148, K. 2008/1144, T. 05.11.2008)
8. İdare tarafından lisansüstü öğrenim kıdemi verilmemesine
yönelik işlem tesis edildiği esnada haklarında verilen hükmün açıklanmasının
geri bırakılmasına dair kararın "düşme" kararı verilmesi nedeniyle
ortadan kalktığı, "düşme" kararı, verilen bir eylemine aleyhe sonuç
doğuracak şekilde yorumlanmasının hukuka uygun olmadığı, hukuken vaki olmamış
sayılan ve akabinde düşme kararı verilen bir mahkûmiyetin hüküm ve sonuçları
devam ettiriliyormuş ve hayatiyetini koruyormuşçasına bir idari işleme esas
alınmasının idari işleme hukuki geçerlik kazandırmayacağı da açıkça
görülmektedir.