Biyotıp Sözleşmesinin 5. maddesinde “... alanında herhangi bir müdahale, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabilir. Bu kişiye, önceden, müdahalenin amacı ve niteliği ile sonuçları ve tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verilecektir. İlgili kişi muvafakatini her zaman serbestçe geri alabilecektir”,
Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 15. maddesi, “Hasta; sağlık durumunu, kendisine uygulanacak tıbbi işlemleri, bunların faydaları ve muhtemel sakıncaları, alternatif tıbbi müdahale usulleri, tedavinin kabul edilmemesi halinde ortaya çıkabilecek muhtemel sonuçları ve hastalığın seyri ve neticeleri konusunda sözlü veya yazılı olarak bilgi istemek hakkına sahiptir”,
Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi’nin 14. maddesi, “…… teşhise göre alınması gerekli tedbirlerin hastaya açıkça söylenmesi lazımdır”,
2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunun 7. Maddesi, “Organ ve doku alacak hekimler:
a) Vericiye, uygun bir biçimde ve ayrıntıda organ ve doku alınmasının yaratabileceği tehlikeler ile, bunun tıbbi, psikolojik, ailevi ve sosyal sonuçları hakkında bilgi vermek;
b) Organ ve doku verenin, alıcıya sağlayacağı yararlar hakkında vericiyi aydınlatmak;
c) Akli ve ruhi durumu itibariyle kendiliğinden karar verebilecek durumda olmayan kişilerin vermek istedikleri organ ve dokuları almayı reddetmek;
d) Vericinin evli olması halinde birlikte yaşadığı eşinin, vericinin organ ve doku verme kararından haberi olup olmadığını araştırıp öğrenmek ve öğrendiğini bir tutanakla tespit etmek;
e) Bedel veya başkaca çıkar karşılığı veya insancıl amaca uymayan bir düşünce ile verilmek istenen organ ve dokuların alınmasını reddetmek;
f) Kan veya sıhri hısımlık veya yakın kişisel ilişkilerin mevcut olduğu durumlar ayrık olmak üzere, alıcının ve vericinin isimlerini açıklamamak; zorundadırlar.”,
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 90. maddesinde “Deneyin mahiyet ve sonuçları hakkında yeterli bilgilendirmeye dayalı olarak açıklanan rızanın yazılı olması ……” ifadesi ile aydınlatma yükümlülüğüne atıf yapılmaktadır.
Son olarak, Türk Tabipler Birliği Meslek Etiği Kuralları’nın 26. maddesinde aydınlatma yükümlülüğünün ne şekilde yapılması gerektiğini düzenlemiştir. Bu madde, “Hekim hastasını sağlık durumu ve konulan tedavi, yöntemin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır. Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir. Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir. Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir. Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır” şeklinde düzenlenmiştir.
Hekim ile hasta arasındaki teşhis ve tedavi sözleşmesi yukarıda belirtilmiş olduğu gibi, Türk Borçlar Kanunu 502 ve devamı maddelerde düzenlenen vekalet sözleşmesi kapsamında vekilin özen ve sadakat borcunun gereği olarak değerlendirilir. Bu nedenle vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdünü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutularak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yolu seçmek gerekir. Gerçekten de hasta mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise doktor sorumlu tutulmamalıdır. Aydınlatma yükümlülüğünün kanunumuzdaki dayanaklarından birisinin vekalet sözleşmesini düzenleyen hükümler olduğu kuşkusuzdur.
Yargıtay’ın emsal kararında da belirtildiği üzere ameliyat veya basit tıbbi müdahaleler sonrası oluşabilecek komplikasyonlar önceden belli olmasına rağmen hekim tarafından gerekli aydınlatma yapılmadan hastanın rızasının alınması, ortaya çıkan hasarın komplikasyon olsa bile aydınlatma yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır.
Hastanın komplikasyonlar hakkında hekim tarafından ameliyat veya basit tıbbi müdahale öncesi bilgilendirilmesi aydınlatma yükümlülüğünün bir gereğidir. Hastanın aydınlatılmış onamının alınmadığı tıbbi müdahaleler hukuka aykırı olup bu tür durumlarda hekimin tazminat sorumluluğu söz konusu olabilmekte, yeterince aydınlatılmamış hastalar ise tazminata hak kazanabilmektedirler.